Yaş + almak!

“Yaşta sevgi gibidir, saklanamaz” demiş Thomas Bekker. Ne güzel de söylemiş, bizim olanı
saklamanın anlamı ne olabilir? Bunu hiç düşündünüz mü?
Doğumla beraber aile arasında başlayan yıldönümü kutlamaları ileriki yaşlarda arkadaşlarında
katılımıyla büyür büyür… Ve bir zaman sonra denilir ki, “Bu yaştan sonra doğumgünü mü
kutlanır canım, ne gereği var”, “Benim yaşım hala 25- 30” ya da “Bayana yaşı sorulmaz” …
Bu böyle sürer gider.
Doğumla beraber başlayan o müthiş enerji yıllar geçtikçe azalmaya başlar. Bebekken
dakikada 120- 140 kez çarpan kalbimiz bile, ileriki yaşlarda dakikada 60- 80 kez çarpmaya
başlar. Bu da şunu gösterir ki, biz zamana müdahale edemeyeceğimize göre; hayatımıza, bu
mevcut enerjimiz ve kendi kaynaklarımız dahilinde yön vermek gerektiğini.
Bir çok insan emekliliği bekler ve emekliliğe daha çok zaman varken hayaller kurulmaya
başlar; “Bir emekli olayım, kendime daha çok zaman ayıracağım, seyahate çıkacağım,
yapamadıklarımı yapacağım, …” gibi. Hayaller sonsuzdur ve bu hayallerimizi kurmaya kimse
engel olamaz, çünkü onlar bize aittir. Yıllar geçer ve günler emekliliğe doğru yaklaşmaya
başladığında sinyaller çalmaya başlar. “Ne olacak, ne yapacağım” soruları belirmeye başlar
kafalarda. İşte bu noktada kendi kaynaklarımızın farkında olmak, güçlü yanlarımız,
değerlerimiz, yeteneklerimiz dahilinde istediğimiz, bizi mutlu edecek şeyleri saptayıp, bu
yolda ilerlemek harika olur.
Her yaş güzeldir, hele de birçok şeyi tecrübe etmiş, olgunlaşmış bir birey olmak, “yaş almak”
sanırım anlatılmaz, yaşanır.
“Çevrenize alıştığınız anda ihtiyarlamışsınızdır; çünkü artık düşünmeye ihtiyacınız
kalmamıştır”.
Paul Bourget









Yorumlar